BİGTAY'ın Arabaalan Sarnıçobaları Rotası…

02.02.2026 09:37
/haberresim\8082d85f-bfcf-4791-8727-4192136a3bfd_2.02.2026.jpg

1 Şubat Pazar. Hafta boyunca ara ara yağışlı hava hakimdi Biga'da. Oturduğum lojmanın bodrum bölümüne su gelmeye başladı. Her yıl 15 aralıkta bodrumu dolduran su bu yıl çok gecikti. Dün geldi. Bu durum yağışların azlığını göstermesi açısından önemli bizim için. Yağışın az olduğu yıllarda geç gelip erken kesiliyor. Eskilere göre amansız kışın ortasındayız. Günümüzde ise her şeyin değişmesi gibi mevsimler de değişmiş olacak ki bir soğuk bir sıcak gidiyor havalar. Birden eksilere düşen sıcaklık derecesi gün ortasında 20 derecelere çıkıveriyor. Bu durum yaşamı derinden etkiliyor tabi. Eskiden eksi yedilere kadar hava sıcak bugün artı yedilerde. Rotamız Sarnıçobaları… Arabaalan'dan başlayıp Sarnıçköyü oluşturan dört obadan Gökçesu'ya çıkacağız. Hava kapalı. Meteoroloji bülteninde dün gördüğümüz yağış bugün gözükmüyor. Bu durum çok hoş tabi. Islak ıslak yürümek pek hoş olmuyor. Birgün önce yağan yağışlar Kocabaşı kabartmış durumda. Yurdun değişik yerlerinden sel haberleri geliyor. Uzun geçen kurak mevsimlerden sonra gelen yağışlar çok hızlı. Sabahın nurunda ezan henüz okunmuşken evden çıkıyoruz. Her Pazar buluştuğumuz Belediye durağında toplanıyoruz. Aracımız binip Eşekçinin yolunu tutuyoruz. Bu saatlerde sadece Işıkeli Nohut kahvecisi Cemil açık. Hava çok da soğuk değil. Eşekçi meydanında bulunan iki koca meşenin yanındaki kahveye dalıyoruz. Pomak kültürünün bazı simgeleri gözümüzden kaçmıyor. Sobanın ısısı karşılıyor bizi. Dağılıyoruz masalara. Sıcacık çayımızı içip yanımızda getirdiğimiz kahvaltlıkları midemize indiriyoruz. Tekrar aracımıza binip karaçam meşe karışık ormanların arasından Araba alanını buluyoruz. Araçtan iniyoruz. Köyde kimsecikler ayaklanmamış henüz. Sisten görüş mesafesi düşük. Sadece etrafımızı görüyoruz. Cep telefonumuzdaki programa eklediğimiz rotanın başlangıcını buluyoruz. 1973 tarihli memleket haritasında köyde bir Jandarma karakolu işaretli. O yıllarda güvenlik amaçlı birçok yerde jandarma karakolu varmış demek ki. Su deposuna doğru tırmanacağız. Yürüyüşümüz başlıyor. Yol kenarında yaşanmışlıkların hatıralarda kaldığı, ahşaplarının kısmen çürüdüğü, evin önüne düşen bir cevizin nerede ise ağaç olduğu, iki katlı evin önünde poz veriyoruz. Yürüyerek su deposunun bulunduğu alana ilerliyoruz. Çizdiğimiz rotayı takip ederek genç meşe ormanının içinden aşağılarda sadece sisle kaplı bir manzara hakim. Ormanın içinde kocaman sabit bir su tankeri bizi karşıladı. İki mavi hortumun tepesinde olan tanker herhalde köyün su deposu olarak kullanıldı diye düşündük. Köyün girişine doğru ilerleyen patikayı takip ederek yürüyüşümüz devam ediyor. Andezit anakayalardan oluşmuş toprağın üzerinde doğal olarak gelmiş genç meşe ağaçlarının arasında bir süre eşyükselti eğrilerine paralel ilerleyen patikadan yürüyoruz. Ağaçlar çıplak. Yerde henüz canlanma belirtileri yok. Toprağın değiştiğini farkediyoruz. Kireçtaşlarından oluşmuş toprak üzerinde arada bir Akyıldızların yerden yeni çıkmış tomurcukları gülümsüyor bize. Sislerin arasında ağaçların sonbaharda dökülmüş henüz çürümemiş ancak ıslak yaprakların üstüne basmak ayrı bir zevk veriyor bize. Tırmanma ile devam eden yürüyüşte arada bir mola vermeyi ihmal etmiyoruz. 518 rakımlı tepenin kuzeybatı yamacına doğru yükselerek Arabaalan Köyünün resmi olmayan piknik alanına geldik. Ön yüzü fayanslı bir çeşme var. Musluğu çeviriyoruz. Su akıyor. Seviniyoruz. Suyu akmayan çeşmelere alışmışken suyun akması bizi çok sevindiriyor. Piknik alanında bir de tuvalet tesis edilmiş. Piknik alanını geride bırakıyor Bir gün önce yağan yağmurda terler baya ıslanmış hatta yaprak olmayan yüzeyler cıvık çamurlaşmıştı. Birlik beraberliğimiz doğanın pozitif enerjisi yüzlerimizden görülebiliyor. Genç meşe ağaçların arasından ıslak yaprakların üzerinden inişe geçiyoruz. Toprak birden değişiyor. Andezit anakayaların yüzeye çıktığını üzerindeki örtünün de değiştiğini farkediyoruz. Meşelerin seyrekleştiği, fundaların, sandalların sıklaştığı örtü arasından orman yoluna çıkıyoruz. Beyaz materyalle kaplı yolun üzerinde sular akıyor, toprak cıvklaşmış durumda. Yol kenarlarındaki sert ve bitki ile kaplanmış alanları tercih ediyoruz. Birden yağışların etkisi ile çoşmuş bir pınar karşılıyor bizi. Ne kadar özlemişiz gürül gürül akan çeşmeleri. Çoşku ile akan çeşme sularının tamamını yalağın içine düşüremiyor. Yarısı içerde yarısı dışarda. Yolumuza devam ediyoruz. Üretim yollarından dere içinde iniyoruz. Su çıktı deresinin üst kısmındayız. Mola veriyoruz. Atıştırmalıkları midemize indiriyor, termoslardaki çayları yudumlayıp, yolumuza devam ediyoruz. Üsttarafımızda Sivri Çaltepe. Yamaca sarınca tek tük kayın ağaçları çıkıyor karşımıza. Bir süre sonra tamamen kayınları hakim olduğu ormandan tırmanıyoruz. Bir orman yoluna çıkıyoruz. Bir süre yan gidiyoruz dere içinden yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. Yosunlarla kaplı eğreltilerin örttüğü kayalar önümüzü kesiyor. Geri dönüyoruz geldiğimiz yerden uygun bir yerden yamaca tırmanıyoruz. Zikzak çizerek meyili azaltmaya çalışıyoruz. Yorucu bir tırmanıştan sonra yeni bir orman yoluna çıkıyoruz. Kireçtaşlarının yeniden hakim olduğu toprak zemininden açılmış orman üretim yolu bizi yeniden tırmanışa götürüyor. Meyilin azaldığı bir yerde suyu akan bir çeşme. Baya zorlansak da nihayet Arabaalan'dan Sarnıç köye giden orman yoluna ulaşıyoruz. Rüzgar sert. Rüzgarı arkamıza alıp ilerliyoruz. Kayın ve meşe ağaçları hakim alanda. Biraz sonra sola giren orman yoluna sapıyoruz. Derenin ağzında bir çeşme. Yolu takip ediyoruz. Bir yamacın kuytusunda mola veriyoruz. Kireçtaşlarının arasında kardelenler bembeyaz gülümsüyor. Değişik pozlar verip ne kadar güzel olduklarını hissettiriyoruz Kardelenlere. Bu alanın biraz yukarısında kızılcık civarında endemik Kazdağı Kardelenleri tespit etmiştik. Belki bunlar aynısıdır diye düşünmeden edemedim. Yolumuza devam ediyoruz. Yol biraz kullanılmış oldukça çamur. Ormanın içinden gitmek daha akıllıca. Dalıyoruz ağaçların arasına. Bir süre sonra fundalar yoğunlaşıyor. Yumuşak olduğundan yürüyüşümüzü engellemiyor. Yolun üstü genç meşe ağaçları altında ise yaşlı meşe ağaçları hakim. Alt tarafımızda Akkayrakdere yola yakınlaşıyor. Koçka mevkiinden yolu takip ediyoruz. Koca bir çınar ağacı bizi karşılıyor yolun kenarında. Biraz ilerledikten sonra bir suyu akan çeşmeyi geride bırakıyoruz. Soldan patikadan ormana dalıyoruz. Ayıçalı mevkiinden ilerliyoruz. Alt tarafımızda kalın gövdeli bir meşe görüyoruz. Hemen yanına gidin dokunuyor, okşuyor bir de poz veriyoruz beraber. Bırakmak istemiyoruz ama ayrılmak zorundayız. Yandan geçip arkadaşların önüne çıkıyoruz. Dik bir yamaçtan dereye sulu bir dereye iniyoruz. İndik inmesinde de çıkışı nasıl bulacağız. Dere içinde kayaların üzerinden akan su değişik sesler çıkarıyor. Diğer arkadaşlar gelene kadar ben yamaca tırmanan incecik bir patikadan keşif gezisi yapıyorum. Başka çaremiz yok. Dereye geri dönüyorum. Ormanı dinliyoruz dere içinde. Su candır, su herşeydir. Susuz hayat olmaz. Bazı araştırmalar su sesi dinlemenin kortizol seviyelerini düşürdüğünü ve böylece stresin etkilerini azalttığını belirtmektedir. Kortizol, stres hormonu olarak bilinir ve yüksek seviyeleri sağlık sorunlarına yol açabilir. Su sesi ile terapi, zihni dinlendirmek, stresi azaltmak ve bedensel farkındalığı artırmak için kullanılan doğal bir yöntemdir Ayrıca, su sesinin insanların uyku kalitesini iyileştirdiği de gözlemlenmiştir. Biz de ormanın doğanın ve suyun pozitif etkilerinden faydalanmak için ormanı dinlemeyi burada tercih ediyoruz. Suyun rahatlatma etkisini içimizde hissedip tekrar yola düşüyoruz. Minik yokuşu tırmanıyoruz. Düzlüğe çıkıyor, yeniden bir başka derenin yamacından dereye iniyor karşı yamaçtan yola orman yoluna ulaşıyoruz. Çalılıkların arasındaki patikalardan bir dereciğe iniyoruz. Köye doğru giden yolun başında avcı kıyafetli omuzunda tüfekli bir şahısla karşılaşıyoruz. Ben "aman avcı vurma beni… " sözleri ile avcıya doğru yürüdük. Avcı kalabalığı görünce şaşırdı. Çan da ikamet eden avcı bizim gibi doğadan faydalanmak için Pazar günleri geliyormuş köye. Mini bir muhabbetten sonra Gökçesu'ya ulaşıyoruz. Engin Gürsu Hoca'nın Biga-Pegai kitabından alınan bilgilere göre 1711 (Rumi 1127) yılında, bölgeye yaşanan Türk göçüyle çevreye gelip, göçebe olarak yaşayan, Türk-Oğuz boylarından Yörük gurupları birbirlerine yakın Gökçesu, Sülünoba, Ağatoba, Kazıklı adlarını verdikleri 4 küçük yerleşim birimi kurmuşlar, köy olamayan bu yerleşimlerin dördüne birden köy statüsü verilmiş. Çevrede su sıkıntısı çekildiğinden, su ihtiyacı yağmur suyu biriktirilerek sağlandığından obaların hepsine birden “yağmur suyu biriktirmeye yarayan yer altı su deposu” anlamında “Sarnıç” adı verilmiş. 2007 yılında 139 olan nüfusu bugün 67 olarak biliniyor. Caminin yanına geliyoruz. Cami minaresinin mimarisi ilginç. Meşe direğin üzerine inşa edilmiş bir Alemi, külahı, kapalı balkonu içinde hoparlörü ile ahşaptan yapılmış minare. Merdiveni var. Ben yarıya kadar tırmanıyorum. Her gün 5 kere buraya çık ezan oku. Cesaretli ve azimli olması lazım imamın. Ama köyün simgesi olmuş artık minare. Köyde kimse yok derken bir vatandaş OGM amblemli şapkası ile meydanda gözüküyor. Benim şapka ile aynı. Bir ormancının verdiğini söylüyor. O da şaşırıyor kalabalığı görünce. Gökçesu'da ahşap kaplamalı terkedilmiş epeyce bina var. Kimbilir kimler yaşadı buralarda düşüncesi ile inceliyoruz evleri. Uzun çıkış ve inişleri olan bir yürüyüş oldu bu hafta. Bazen zorlansak da bu rotanın ağaçların yeşillenmesi ile daha da heyecanlı olacağı kesin. Bazılarında hala hayat var. Ahşap yerine plastik pencere ve kapı tercih edilmiş yaşam olanlarda. Vatandaşı oba meydanında bırakıyor aracımıza biniyoruz. Yağmur başlıyor sanki bizi beklemiş gibi. Arazinin meyline göre kıvrıla kıvrıla giden yolda ilerliyor, 3 km kadar uzaktaki Sülünoba'yı geride bırakıyor, buradan 1 km uzaklıktaki Ağat(Ahadin) oba'ya varıyoruz. Ağatobadan 3 km kadar mesafede bulunan Kazıkobayı sağımızda bırakarak Camialan köyünde asfalta kavuşuyoruz. Son yağışlardan biraz dolan Taşoluk barajının gövdesine basarak Hacıköy yolunu takip ederek Çanakkale Bandırma asfalltına çıkıyoruz. Başladığımız Biga Belediyesi önünde araçtan inip yeni maceraların hayali ile doğanın suyun verdiği huzur ve rahatlama ile evimizin yolunu tutuyoruz.


Konuk Yazarlar

Etkinlik Takvimi

İletişim Bilgileri

Biga Tanıtımı